Bir bebek hikayesi

İnsan evlenirken Allahım hayatım nasıl da değişiyor diyor ama bebek ile gelen değişiklik inanılmaz! Çocuk sahibi olmaya her zaman sıcak baksam da iş başa gelince açıkçası o kararı alıp adımı atmak beklediğimden çok zor oldu. Ama bir düşünsenize, geziyor eğleniyor, gamsız kedersiz yaşıyor ve sabah istediğiniz saatte uyanıp ani bir planla örneğin  sinemaya gidebiliyorken 50cm’lik bir bücür bir anda hayatınızın ortasına kurulup ortama hükmetmeye başlıyor. Okuduğum bir kitabın ilk cümlelerinde eğer bebeğe hazır olmayı bekliyorsanız aldanıyorsunuz. Kendinizi hiçbir zaman %100 hazır hissetmeyeceksiniz. Hep bir ev kredisi, yeni alınan araba, gezilmemiş şehirler, alınması beklenen terfiler önünüzde olacak bahaneniz olacak. Dolayısıyla kendinizi daha hazır hissettiğiniz anda hazırsınız yazıyordu.

New York’ta ortalama doğurma yaşının 37 olduğunu düşünürsek benim 30’umda bu çocuğu doğurmam aslında epey erkendi. İşimi çok seviyor ve mutlulukla yapıyordum. Şirketim de bana onlarla uzun sürecek bir kariyerim olduğunu söylüyordu. Sürekli geziyor, yeni yerler görüyor ve bundan çok da keyif alıyorduk. Ama artık ufak ufak biraz da çok yakın arkadaşlarımızın öncülük ettiği bu kulvarda bizim de yer almamız gerektiğini düşünmeye başladık. O sırada bende başgösteren bir bağışıklık sistemi hastalığı teşhis edildi ve birkaç ay tedavisi sürdü. Ve ardından 24 Ekim 2008’de hamile olduğumu(zu) öğrendik. O anki sarhoşluğumuzu ve şaşkınlığımızı anlatmak mümkün değil… Epey bir süre zaten idrak edemedik. Ama 6. hafta başlayıp 21. haftaya kadar peşimi bırakmayan mide bulantıları sayesinde bu dönemin ilk yarısı benim için oldukça ızdıraplı Erol için de bir sabır testi süreci olarak geçti : )  Özellikle gunluk yolumun üstünde bulunan Times Meydanı’nda sanki benim için özel çürük kokuları hazırlanıp direklere binalara sürülmüştü Yarabbim, öyle fenaydı ki. Bir de tabi ofise 12. hafta olana kadar haber vermedim bebeğimi. Mutfağın yanında beni havaya oda spreyi sıkarken gören komşum Kellie, artık bu delirdi herhalde der gibi gözüme bakarken ben aslında onun iyiliği için tuvaletlere koşuyordum da haberi yoktu… Arada çeşitli maceralarımız ve korkutan zamanlarımız oldu ama sonunda 23 Haziran 2009 günü Demir’i kucağımıza almıştık.

Demir’i 4 Temmuz yani Amerika’nın kurtuluş günü bekliyorduk aslında, ama ben erken geleceğine adım gibi emindim. Çünkü küçük ve inatçı bir tay gibi beni 16. haftadan itibaren sabırsızlıkla tekmeledi.  Ny’ta bu kutlamalarda yollar trafiğe kapanıyor ve yaklaşık  1 saat süren havai fişek gösterileri yapılıyor. Tam da bizim sitenin önündeki Hudson Nehri’nde yapılacak gösteri sırasında ambulans ile hastaneye taşınacağıma emindim ama bıcırık erken davrandı. Hep filmlerde uyurlar, yatar ve kadın hop diye kalkar ya ‘honey, it’s time’ diye – yani hayatım doğum vakti geldi der. Bana hep abartıyorlar gibi geliyordu. Ama 22 Haziran’ı 23’üne bağlayan gece 11.30 gibi yattım, daldıktan hemen sonra derinlerden gelen bir ‘pat’ sesinin ardından tuvalete koştum. E tabi önceden bir doğurma tecrübesi olmayınca insanın durum gerçek mi yoksa tatbikat mı anlaması güç oluyor. Sonunda gerçek olduğuna ikna olunca başladım zangırdamaya.. Sakinleşmek için uzuun bir mesaj yazmıştım. Merak ettim şimdi baktım ne yazmışım o kafayla diye:

……..
Hi-
I think my water just broke right at midnight. I wanted to send an e-mail in case you don’t see me around tomorrow morning. I am shivering with surprise and excitement and I think I may be a bit scared as well- this e-mail was the one thing that came to my mind before we wake up everyone : )
Things I can remember that needs to be done:
(8 detaylı madde )
I was feeling too full ad tired today so I left around 5 pm planning to come in the morning to finish up stuff. I guess you can’t plan things too far in advance : )
Erol’s cell is 312-xxx xx xx. If all goes well, and if I am correct about this water thing, Efe Demir should be with us in the next couple of days/ few hours.
Wish us luck!
Basak
…………

Ve biraz zorlukla da olsa bu olaydan 20 saat sonra Demir St. Roosevelt Hastanesi’nde aramıza katıldı.

Demir'in bezelyeleri...

Reklamlar

Mayıs 23, 2011 tarihinde armut öncesi hayat içinde yayınlandı ve , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin. 2 Yorum.

  1. Canimcim, blog’un hayirli ugurlu olsun… Yazilarini okumak cok keyifli..

    NY’dan sevgiler, opucukler
    Pinar

    • Çok sağol Pınarcım. Hem kendime günlük, hem iş kurmak isteyen herkese ‘yapılmışı var’ yöntemiyle neler yapıp yapmamaları gerektiğini yaşayarak gösteririm umarım.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: