Yurtdışında Yaşam: Elveda New York, ver elini İstanbul…

Zürih’ten NY’a geri geldik ve işe geri döndüm.  Çok karışık duygular içindeydim. Bir yandan Demir’i bırakıp ona özlem duymak bir yandan da çok sevdiğim işime geri dönmek arasında gidip geliyordum. Annem de bizi (yeniden) geri yerleştirmeye NY’a geldiğinden bakıcı arama sürecinde rahattım. Bir iki kreş ile görüştüm birkaç da dadıyla… İşte o sırada yıllardır bizim dönem dönem aradığımız fırsat kapıyı çaldı. Erol’u Türkiye’den bir kafa avcısı bulmuş ve Koç Holding’de bir pozisyon için görüşmek istiyordu. Acaba ne olup bitecek derken bir baktık ortada güzel bir teklif ve bunun yanında vermemiz gereken zor bir karar var. Erol diyor ki bak bu teklife OK dedik dedik, demezsek artık burada kalmaya karar verdik demektir.  Yalanı yok 2-3 sene daha kalmak ve daha sonra gitmek bana daha çok uyar diye düşünüyordum öncesinde. İşimi, yaşantımızı çok seviyorum, harika arkadaşlarımız kolay bir hayatımız var, belli bir yere gelmiş kariyerlerimiz var, bu kadar ani mi vermeliyiz bu kararı… Bir iki hafta bir gün hayatta gitmeyelim ertesi gün yok yok kesin  gitmeliyiz derken sonra yukarıdan birşeyler geldi bana, bişiler oldu yani..İçim ferahladı. Gidelim dedim… Çok manevi ve ani bir karar oldu. Demir Türkiye’yi tanısın,  bilsin, anneanne, babaanne, dedeler yani aileyle kaynaşsın istedik ve hızlıca toparlandık, vedalarımızı yaptık , eşyaları konteyner’a yükledik ve 24 Ocak 2010 günü bir kar fırtınasının ortasında İstanbul’a indik. Böylece 8 yıl önce başlayan (annemin tabiriyle) Amerika maceram sonrası Anayurda dönmüş oldum.

E tabi kar yağınca hayal ettiğimiz gibi davullu zurnalı bir karşılamadan ziyade arabasını dahi evden çıkaramamış babacığım bize Havaş ile ulaşıp karşıladı. Bundan sonraki 2 ay evimize yerleşmeye hazırlık, eksik eşya tamamlama, konteyneri karşılama, nakliyeci, boyacı, tamirci, marangoz bulma ile geçti. Bunların her birini bulmak biliyorsunuz çok çok fazla zaman alıyor, dolayısıyla aslında full time çalıştım. Ve bu zaman kaybı ve hizmet verenleri bulurken çeliken sıkıntılar aslında kurmaya yelteneceğim işin de temellerini atmama neden oldu.

Niyetim yaz sonuna kadar çalışmayıp dinlenmek ve geri adaptasyonu hızlandırmaktı. Ama bir şekilde işler öyle ilerledi ki Nisan 15’te Tat’ta marka yöneticisi olarak çalışmaya başlamıştım bile… Mart 2011’e kadar çok sevdiğim iki Türk markası olan Tat ve SEK markalarını yönetme şansım oldu. Ancak kalbim hep kendi işimi kurmak için atıyordu, ve Demir’in bir nefes sıkıntısı ile hastanede geçirdiği iki korkulu gün sonrası bir uyanış yaşayıp ertesi gün şirketime istifa mektubumu verdim. Ve bundan bir ay sonra da ofise veda edip kendi işimi kurmak için kolları sıvadım.

Reklamlar

Mayıs 26, 2011 tarihinde armut öncesi hayat içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin. 3 Yorum.

  1. Iyi ki geldin Turkiyeye:-)

  2. Armut.com projenızı başarılı buluyorum.Benzer özellikte Almanya da var ve oryantasyon sürecü sonrası gayet başarılı oldular dilerim daha başarılı olursunuz Saygılar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: